Zehir De Olsan Kal Bende…
Hangi gözlere düşer serabın
Muradına tutsak iken ben
Vuslat hayali yüreğimdeyken
Bir yanım tipi, boran, kar düşer
Bir yanım alev alev kor düşer
Dağ susar bugün
Düşler mahkum çirkinliklere
Cellatlar basar bugün
Zehir de olsan kal bende
Say ki sabahına küsmüş bir ayazdım
Ne olduysa oldu gel
Sana şiir yazdım
Kimin yollarına tebessüm eder dudağın
Yollarına turab iken ben
Öyle deli dolu
Öyle apansız
Çık gel
Sana söylerim tüm türküleri
Sanadır çığlıklanan her dize
Fermanım gözlerinde
Dermanım gözlerinde
Yorgun savaş mirasıyken sokaklar
Say ki senliğimde bükülmez bir bilektim
Ne olur gel
Yokluğunda boyun büktüm, eyvallah çektim
Kimin ufkuna takılır adın
İstanbul ‘ un tüm duvarlarına yazmışken ben
Banklara, ağaçlara kazımışken
Namlu öyle soğuk ki
Horoz titrek
Ellerim kadar
Bir yanım lime lime kan düşer
Bir yanıma umut düşer, tan düşer
Gel gayrı takatim ol, gücüm ol
Geçmiş hesaplar sorulsun zalimden
İnancım ol, öcüm ol
Hasretin dert, hasretin işkence yüreğimde
Gel dermanım ol, ilacım ol
Esse savursa seni bir deli rüzgar
İlk defa ağladım gel gör yar
Say ki bir deli hançerdim belde
Kanım aksın, canım çıksın gel de…
İmdat Özcan
Yürüdükçe Yol Büyür İçimde…
Yürüdükçe yol büyür içimde
Düşündükçe kahır
İçtikçe akşam kızılı ömrüm
İçtikçe zehir
Kimsenin bilmediği
Uğramadığı sokaklara sevdalandım
Bu bahar da açmadı gönlümün çiçekleri
Kuytulansın düşünceler
Şafak kelepçeli
Çirkin yüzünde gecenin
Sabahlara sevdalandım
________bırak beni
___________ey yar
Meçhul yollar aksın yüreğimden
Çatlasın ellerim
Puslu köşe başları tenhasında
Eylüllerde solmuşam oyy
Mahpus olmuşam
Her doğrulan namluda
Ben vurulmuşam
Zamansız kamburluklar dolanmış sırtıma
Düşse de düşlerim
Gecenin koynundan
Zemheri dokunsun dizlerime
________bırak beni
_____________ey yar
İmdat Özcan
Yokluğuna Dokundum / Ellerime Çiy Düştü…
sana
bir şiir borcum vardı
yorgun düşen akşamların gölgesinde
haykırıştı o vuslat acemiliği
yarım kalmış bir uykuydu hüzün
bu deli kentin sabahına inat
senli geceler kuşandım
gözlerini dokudum
kapanmak bilmeyen göz kapaklarıma
bir şiir borcum kaldı
yüreğime mıhlı
gizemli öyküler esrarında
saman alevi hayata inat
yangınlar kuşandım aşka dair
ondandır susuşum
düşüşüm ondan / gecenin kuytu yanına
yanlızlığımla
hani kanar ya gece
hani yıldız yıldız dökülür ya kelimeler
öylece uzatıp ellerimi
yokluğuna dokundum
yokluğun
bir suret aynaya her bakışımda
gözlerimin içinde bir koca dünya
yokluğun
çığlıklanmış bir dize
kalemime bağdaş kurmuş
yokluğun
bir zehirli nân
oyy
yokluğun isyan
belki bu son şiiri gençliğimin
belki yazılacak yeni bir ömrün başlangıcı
gözleri kısık bir İstanbul yokluğun / karanlık
zaman erirken sarhoş gülmeler ısrarında
tenha sokaklarda kırıldı adımlarım
peşimde iri gölgeler
bir şiir yazacaktım sana
ellerime çiy düştü
alnı ak bir kaç harf kopardım gökyüzünden
çiy düşen ellerimle
gecenin en karanlık yanına adını yazdım
düştüm
kanadım
yokluğun
şiirimi kuşatmış en anlamsız cümle
yokluğun
bir apansız kurşun kalbimi dağıtmış
yokluğun
zemheride kurulmuş bir dâr
oyy
yokluğun intihar…
İmdat Özcan
Yaşamak Sevdaya Yakışır / Gün Doğacak
Gecenin bir yarısında
Yanık bir yıldız
Avucuma konar
Gün sıcağından esrik kalmış.
Koynumda yitik üç-beş düş tohumu
Apansız iklimler
Sırılsıklam
Gitmelere arefesinde
Teleşa kapılmış şehirleri gençliğimin
Vuslat bir kaç adım oysa
Karanlık ırak gayrı
Oyy kuytu
Oyy titrek hayaller
Yüzüne yüz süremediğim yar
Gün doğacak
Şafak öyle yaman gelecek ki
Umut kurşun gibi
Şafak öyle yaman gelecek ki
Sevda harı
Yürekte işlenirken
Rüzgar körükleyecek bu közü
Başlangıçlar güzelliği
Dudaklara mıhlanmış tebessümler
Mührü sökülecek yüreğin
Acı düşecek cellat bıçağına
Bıçak kanayacak
Saçlarına hayallerimi doladığım yar
Gün doğacak
Ellerin ellerime yakışır can
Yüreğin yüreğime
Yaşamak en çok bana yakışır
Yaşamak sevdaya…
İmdat Özcan
Vurgun Kelimeler Dökülür/ Dudaklarımdan
Tüm yaşanmışlıklarımı alıp yanıma
Hoşçakal hüzünlerine aldanıp
Elveda buseleri titrerken yanağımda
Gidiyorum bu şehirden
Dilimde türküler
Belimde silahım
Yüreğimde seninle
Sevdamı sarıp ömrüme
Yolların acımasızlığına inat
Yeniden harlanırken bedenimde yangınlar
Seni yaşayarak sensizliğe inat
Bulutların gizemine başkaldırarak
Gidiyorum
Vurgun kelimeler dökülür dudaklarımdan
Saçların savrulur talan olmuş geçmişime
Çocukluğum gülümser
Ben ağlarım
Varsın kanasın günler
Gidiyorum
İçtiğim bu son sigara kız kulesine karşı
Bu son duman İstanbul’da bıraktığım
Yitik hayaller peşine
Lal olurken umutlar
Düşlerim düşer gecenin koynundan
Ey İlkbahar gülüşlüm
Gidiyorum
Yaşamak kadar sevdiğim İstanbul’u
Ölüm kadar sevdiğim seni bırakıp
Sensizlik kadar sevdiğim kendimden vazgeçip
Puslu sokakların tenhasına
Buruk sevinçler takınarak
Beden ağır gelsede ayaklarıma
Bu sonu sana varmayan yollarda
Ağız dolusu gülmelerimi terkedip sana
Gidiyorum
Gidiyorum güzel
Ardımda yırtık resimler
Yetim sevmeler kaldı
Düşmanlarım gülsün gayrı
Hançer hançer vurulurken düşlerim
Yanımda uçurumlar
Beynimde çocuk kahkahalar
Sırtımda ihenetler oynasın
Gidiyorum gülüm
Tüm analar kaderime ağlasın
Varsın İstanbul yansın
Mil çektim gözlerime
Gamdır bu
Gece gece
Demdir bu
Çözülmez bir bilmece
İsyandır bu
Yaşayan her aşka
İntihardır bu gülüm
Alın teri masumluğunda…
İmdat Özcan
Vur Da Git…
Yarım kaldım
Dudağında tebessüm eksik olduğundan beri
Veda busesine alışkın değilim
Dokunmasın dudağın yanaklarıma
Durma istersen daha
Takılan saçlarını çek umutlarımdan
Dağıt gönül odalarımı
Tüm aynaları kır
Kır da
GİT
Depremler geçirdim
Fırtınalarla savruldu gençliğim
Gölgeler takıldı peşime
Titriyor ellerim
Yüreğim titriyor gene
Hadi
Bakma dönüp ardına
Düşünme geride kalanı
Karanlık kuytuları yar
Yar da
GİT
Dalıdan koptun sen
Yönünü rüzgar tayin edecek elbet
Pusulalarından çıkartmışsın beni
Meçhul bir yönüm artık
Nerde olduğu bilinmeyen
Yolların uğramadığı
Hadi
Yırt resimlerimi
Yak, yık
Talan et ömrümün şehrini
Akıt tüm zehirleri içime
Cellatlar ruhuna pazarla
Zemherilere sar beni
Sar da
GİT
Yanlışlara saplan
Ağlat bütün anaları
İşkenceleri bırak bana
Zulümler yağdır üzerime
Belki peşinden gelirim diye
Boş bırakma
Kelepçeler tak
Pırangalar vur
Vur da
GİT
Yüreğimde bir volkan olacak yokluğun
Unutmamın mümkün olmayacağını biliyorsun
Ben kanarım
Ben yanarım
Sen aldırma
Savur kendini
Yaşanmışlığın üzerinden
Dağları yükle sırtıma
Ülkem kadar büyük sevdanla
Başbaşa bırak beni
Dondur bütün zamanları
Kır kalemimi
Daya namluyu şakağıma
Zindanlara mahkum etme
Yaşatma gurbetleri
Cehennemlere atma dünyada
Çek tüm tetikleri
Düşsün bütün horozlar
vur
vur
vur da
GİT…
İmdat Özcan
Ve / Sustunuz Siz…
Ve sustunuz siz
Silahlar patladı gecenin kalbinde
Ses vermediniz…
Ve sustunuz siz
Çocuklar ağladı
Memleketim ağladı
Ses vermediniz…
Gök gürledi hoyrat eller zulmüne
Kuşatılmış sınırlarım var
Artık düştüğü yerden fazlasını yakıyor köz
Mühürlenmiş kalpler suskunluğunda
Gömdünüz çığlıklarınızı
Ve sustunuz siz…
Mangal boşken savurdunuz hep külleri
Kuru sıkı ateşler ettiniz şahsi suretlerinize
Kıvrak bakışlar takındınız
Lâl olmuş dillerin ufkunda
Ve sustunuz siz…
Kahkaha salan pozlar verdiniz manşetlere
Büyük puntolara aşıktınız
Küçücük sevinçlere muhtaçken ülkemin çocukları
Geleceği çaldınız
Işıkları söndürüp kasalar dizdiniz tablo arkalarına
Haykırışları tutsak ettiniz
Ve sustunuz siz…
İmdat Özcan
Uzaklardan El Etseydin / Gelirdim…
Güneşi doğdurmak gibiydi
Bel ki bu beklentim
Katran karası gecelerde
Bel ki yağmurları ıslatmak
Rüzgarları prangalamak
Gibi bir şeydi bu
Ellerim acısada
Akrep kıskaçlarında
Yaban duruşlar takınsada sokaklar
Kırılırken aynalar
Zebaniler arasında ezilirken ruhum
Ellerini uzatsaydın
Gelirdim
Kelepçeler sıkarken bileklerimi
Dağlar ağlasın derdime
Gül sen
Savur saçlarını gökyüzüne inat
Karanlıklar sarsada şehirlerimi
Ardına bakarak gitseydin
Gelirdim
Zamana inat yaşansaydı sevdamız
Gözlerimiz bırakmasaydı bakışmaları
Ne olursa olsun
Nerde olursan ol
Kaybolsaydın, yitseydin
Gelirdim…
Diyar diyar dolaşırdım yurdumu
Sorardım her gördüğüme
Sevdam yankılanır
Yıldız yıldız dolaşır başımda
Sensizlik
İçim içimi yesede
Kanasada günler
Geçerdim kendimden
Kuşanırdım
Yaşadığımız tüm anıları
Tebessümler takınarak
Uzaklaradan el etseydin
Gelirdim…
İmdat Özcan
Tetik Düşer Gece Kanar / Yiğidim…
Yeminim kanına, yeminim doğacak şafağa
Yeminim geceyi boğacak şafağa…
Bir namlu doğrulur yüreğe
Vurur acımaksızın
Puslu bir havada
Bir hayın kuytu uğrar yoluna yiğidimin
Bir kancık mayın ayağına dokunur
Yer patlar
Gök patlar
Can evi patlar / memleketimin
Ölüm öldürmez seni
Pusatlan heyy
Hasret alev alev yanar yiğidim
Tetik düşer gece kanar yiğidim
Naraların yayılır
Dağ dağ, ova ova
Sen düşersen
Şehir düşer
Sen düşersen
Can düşer
Sen düşersen
Memleket düşer
Sen düşersen oyy yiğidim
Ant olur haykırışın intikama
Şimşek çaksın, yağmur düşsün ant olsun
Yürek yansın, yürek pişsin ant olsun
Semadan süzülür ay yüzün
Duaya açılan ellerin dokunur
Gecemin kuytusuna
Mavzer sana yakışır yiğidim
Memleket kadar yüreğinle
Dağlara sal bakışını
Dağlar titresin
Türküler sana yakılır
Destanlar sende buluşur
Yüreğimi yüreğine kat
Vur karanlığı alnının şakağından
Kahpe suratlara sal bakışını
Çatılmış kaşlarından titresin hoyrat eller
Sevda sende gizli
Yarın sende yiğidim
Ölüm bir hayın duruş
Ölüm bedende yiğidim…
İmdat Özcan
Şehir Bozgunu Bir Yüz / Yokluğun…
Zaman yanık yüzlü çığlık gibi
Sırtımdan vurur gece / hoyratça
Düşlerim can çekişir
Hançer saplanmış bağrına
Adımlarım kırılır
Paramparça topuklarım
Bu yol hayın
Bu yol çıkmaz
Sonu yok / seni yok
Ne cemre düşer vuslatıma
Ne kurak kalan yanıma dokunur yağmur
Gözlerin de düşlerime uğramaz gayrı
Hep kabus
Hep kırgın uykular
Yokluğun;
Asi yanı gençliğimin
Yokluğun;
Tutsak kalmışlığımın celladı
Yokluğun;
Şehir bozgunu bir yüz
Yokluğun can …….…
Apansız çatmışsın hilal kaşını
Umutlar kuşanmışım
Dehlizlerde çırpınan
Aynalara pusatlandım
Eylül takıldı boynuma
Haykırışlarım…
Demir parmaklıklarda tutsak / buz kesmiş
Her dem güz
Her dem ayaz
Yürek mahpus
Öylesine dalmış kavgalara
Yürek hırçın
Yürek asi
Hırpalanmış sevdam
Kem gözler nazarından
Söz suskun
Dilim lâl
Gözlerim âmâ
Yokluğun;
Kör bir bakış aydınlığa
Yokluğun;
Bahtımın en kara yanı
Yokluğun;
Vurgun yemiş bir tebessüm dudaklarımda
Yokluğun can …………
İmdat Özcan