Şiirnesli.Net – Şiirin doğru adresi

HEP DÜŞTÜM SEVİNÇLERİMDEN

Filed under: Hasan Karadeniz — admin 26 Mayıs 2009 @ 00:10

HEP DÜŞTÜM SEVİNÇLERİMDEN

Benim ;

sevmeye engel tel örgülerle kuşatılmış,

Kanayan yaralarım var acıtan….

Umuda yürüdüğüm yolların,kaygan buzulunda,

adımlarımı tökezleten,tehlikeli şiirler var,direnişime

barikatlar kuran…

 

Benim;

cehennem ateşlerine odun biriktiren,

günaha bulanmış

Kapkara gecelerim var,sol omzuma kazınmış…

 

Kimse bilmez;

Nedamet yağmurlarında,hep başım eğik yürüdüm sırılsıklam kaldırımlarda…

 

Sonra ;

Onursuz işkencelerde bağlandı gözlerim..

Çapraz sorguların ortasında;

Filistin askısı,kızılcık şerbeti,

Ve soysuz küfürlerdi tenimde kalan,

Tutanaksız,gayrı-resmi gizli acılarım…

 

Yay gibi gerilip kaskatı kesildiğim (b)askı odalarında

Savurdum suçlarımı yerden yere…

Yaz(g)ımda hep hazin hikayeler saklı…

Hep düştüm sevinçlerimden…

 

Aşk’a her ayaklanışımda bulduğum cesur şiirleri

Pusu kurup yaraladılar,üst üste nokta atışlarıyla…

Parantez içlerine sıkıştırdığım şizoid cümleleri,

anlam kargaşasında boğdular ,

alt noktası yüreğim olan soru işaretleriyle…

 

ve ne yazsam;

kendimi anlatamamış bir BEN kaldım,

satır aralarında…

 

 

Hasan KARADENİZ…

SUSSAM UZAR ÇIĞLIKLARIM…

Filed under: Hasan Karadeniz — admin @ 00:08

SUSSAM UZAR ÇIĞLIKLARIM…

 

Direncimin incelen yerlerinden sızan,

imlasız sözcüklerin sıra dışı bakışlarıyım…

Yazsam “BEN” keserim…Sussam uzar çığlıklarım…

İçimdeki Maltaların kuytu bölmelerinden sızıp ,

yüzümde gülümsemeye dönüşen bir tattın sen…

Boynuma takıp atkı niyetine yar gülüşlü sözlerini,

her gece ayazları adımladığım voltalarımdın…

İki sigara arası zamanın gittikçe azalan arsızlığında,

dolana dolana tutunuyorum uçurumlarına…

Oysa ben aldırmadan duvarların karasına.

beyaz ‘a sevdalanmıştım sırf sen geleceksin diye…

şimdi siyah beyaz resim hırçınlığıyla ,

kan damlıyor,gizimdeki dipsiz kuyuya…

 

Ah yüreğim ! ne diye öykündün sanki Yusuf’a..

bak hayıra yorulmadı düşlerin…

Kimse anlamaz duvara çizdiğin resimleri,

kendini ören yosundan başka…

Soğuk yağmurlarda sensiz sığınıyorum saçaklara..

Her yanım yapış yapış…

Uzun ağrılı yürüyüşlerle geçiyorum içimin kanlı yollarını…

Tırnaklarımla kanatıyorum kırılgan tümcelerimi

sensizliğin duvarlarına…

 

Ve mutlak bir sesle söylüyorum:

 

“BENİM BU KANLA SULANMIŞ ,

İHANETLERLE BESLENMİŞ.

SAHTE GÜLÜŞLÜ TOPRAKLARDA MEZARIM YOK”

 

En çokta sırtıma saplanan hançerli gidişlerin

öyküsüne büründüm..

Duvar dibine sıkıştırılmış hayatımın çığlıklarına ,

müstehzi bakışlı yalan ağlamalar yordu yüreğimi..

İçeriye havasızlık sızıyor…Nefes almayı dene ömrüm …

Boğulursun ihanetin uzağında…

 

Bilirim geçmişimdendir sanıklığım..

(s)aklayamazsın suçlarımı…

Bu yüzden ne yazsam “BEN” keserim…

Bu menfur cinayeti sen işledin..

sonrada intihar süsü verdin..

Ama her cinayet bir el bulur kendine ve her ölü bir mezar…

İşte bu yüzden mutlak bir sesle yine söylüyorum…

 

“BENİM BU YALANLARLA SULANMIŞ,

İHANETLERLE BESLENMİŞ,

SAHTE GÜLÜŞLÜ TOPRAKLARDA MEZARIM YOK…

YAKIN CESEDİMİ !…

 

HASAN KARADENIZ

 

SUSUYORUM EN ÇÖL YANIMLA…

Filed under: Hasan Karadeniz — admin @ 00:07

SUSUYORUM EN ÇÖL YANIMLA…

 

Üç duvar,bir kapı ve bir pencere dışında hiçbirşeyim yok artık

Gece çatışmalarından kalma sorular taşıyorum sabaha…

Hiç bir şeyle her şeyin o ince şizofrenik çizgisinde kaybediyorum kendimi…

Ne vakit güne açılsa sorulara yenilmiş gözlerim;

Yaralarım kaldığı yerden karşılıyor beni…

 

Günlerdir bir adam peydahlanmış baktığım aynalarda…

Kaç gündür aynı giysileri giyiniyor

Yüzünde kirlenmiş sakalları ve sigaradan sararmış parmaklarıyla,

el değmemiş yalnızlıklara iteliyor beni…Kim bu adam ?

Yüzüne öyle bir keder yerleşmiş ki,acısıyla korkutuyor beni…

Bırakıyorum aynalara bakmayı…

 

Beni anla(ya)madığım cümlelerle vurdular…

deli gömleği giydirdiler düşlerime…

Ne söylesem sıradışı ve aykırı sayıldı yazılarımda…

Oysa gittikçe üşüyen bu dünyada paylaşılan ateşler yakmaktı amacım…

Ama deli gömleği giydirdiler düşlerime…

 

Buza kesmiş tepelerden (d)üşüyorum;

İki kere birden,düşüyorum…Bir kalıyorum…

Bak/ın neye benziyorum şimdi ?

Tek kişilik bir Aşk’ın temposuz tınısını taşıyorum kanımda…

Gecelerine süngüler dayatılıyor şiirlerimin…

Sonra ne istediğini bilmez cahil sevdalar yoruyor beni…

 

Ağlamaya yer arıyor gözlerim…

İçimdeki çığlıklarım lav olup çarpıyor zulmün duvarlarına…

Kocaman yer daracık geliyor bana,yeminlerimi bozuyorum yine…

Susuyorum en çöl yanımla…

(g)izliyorum sessizce bu hüzünlü matemi

ve o rezil acı gelip çörekleniyor gözlerime…

 

Oysa hayat ne fısıldadıysa kulağıma;Uyup ritmine öyle çık(mış)tım yola…

Düşe-kalka..Bata-çıka…yana-döne..

 

Yinede her şeyin acısını bir gülümsemeyle siliyorum…

Sevgim infaz ediyor dilimdeki öfkeyi…

Biriken cümleleri yutuyorum her defasında…

Cenderelerden süzüyorum direncimi…

Hangi acı denenmedi ki bende !…

 

Bütün sözcükleri yüzleştirmişim ateşle,yok verilecek hesabım…

Bıkmışım çığırından çıkmış kabuslara uyuyanlardan…

Korkunun ecele saygısını taşımıyorum koynumda…

Hadi çıksın saklandığı yerden hortlasın ölüm…

Nasılsa yüreğe yazılmayan kolay silinir…

 

Dumanı olmayan ateşler icat ettim,kimse bilmesin diye yangınlarımı…

Temize çektim tüm yenilgilerimi..Şimdi susuyorum en çöl yanımla…

 

HASAN KARADENIZ

 

 

 

BİR ZORLUĞUN ÇELİŞKİSİ YETTİ,CESUR SAYDIĞIM YÜREĞİME…

Filed under: Hasan Karadeniz — admin @ 00:06

BİR ZORLUĞUN ÇELİŞKİSİ YETTİ,CESUR SAYDIĞIM YÜREĞİME…

 

Öfkeyle kırdığım kalemimin kırık ucuyla,

 

yine yalnızlığımı bekleyen satırlar karalıyorum buruşmuş sayfalara…

 

 

Ah yüreğim ! bu neyin direnişi…

 

Bak!…Ölü turnalar düşüyor,mavisi yontulmuş gökyüzünden…

 

hükümsüz yargılanıyorum yar’in duruşmalarında…

 

Oysa karmaşık bir bulmacadan düşürmüştüm bu sevdayı…

 

Belki de yaralarımın en kabuklu zamanından…

 

Ama Yanıldım !…

 

Hayın karanlık bu sevda…Sonu ilmek…Yolu süngü…

 

Tadı dilime zehir gecelerin ,uykularıma batan hançeri..

 

 

Yeter yüreğim!.. Bu neyin direnişi…

 

Kaç yağız at çatladı koşarken içimde…

 

ve kaç kez alnımdan vurdu beni zehir zemberek sözler…

 

Uykusuz gecelerin koynunda ,

 

ağrılarla kapanmaya çalışıyor göz kapaklarım.

 

yankısı kalmamış bir sesi bekleme sendromlarında

 

büyümenin ne anlamı var ki ?

 

 

 

Söyle deli yüreğim ,Bu neyin direnişi…

 

Derin bir neşter yarasının altından

 

damla damla sızarak terk ediyor beni tutunduğum umutlarım…

 

Dumanaltı bir odanın en kederli yerinde ,

 

azarlanmış hayallerimin kuşatmasında ,

 

çoğul acılar ,tekil yalnızlıklar ve çatışma sonrası

 

sancılarla kalakalıyorum kanlı meydanlar ortasında…

 

 

 

“Kurtulursam ,bu aşk’la kurtulurum” dediğim için

 

başkada bir planım kalmadı artık…

 

Zaten berbat bir cümleydi,

 

kalemimi Aşk’a kanattığım günler…

 

Başaramadım…

 

Hırçın dalgaların dövdüğü bir kıyının haykırışları içinde duruyorum…

 

Ama yaşamak zorundayım uçurumların ucunda…

 

Olası bir tufan zorluyor kapılarımı…

 

Yeni bir gemi inşa ediyorum göğsümdeki kemiklerden…

 

Rehin bırakıyorum düşlerimi durgun sahillere…

 

Kalın kışlık paltomu giyip üstüme,

 

çıkıyorum buz gibi yolculuklara…

 

Omuz vermeyin tabutuma,

 

kendi ellerimle taşıyacağım cesedimi…

 

Okyanus dalgalarında geride bıraktığım

 

tüm aşkları selamlıyorum ölümbaz bakışlarımla…

 

Gidişimi Yâr hazırladı ,ben tetiği çekiyorum…

 

Ölürken bile masum değil yüzümün rengi…

 

Suçluyum…Gidiyorum….

 

HASAN KARADENIZ

 

YOKOLUŞLARDA TÖKEZLİYOR ADIMLARIM

Filed under: Hasan Karadeniz — admin @ 00:04

YOKOLUŞLARDA TÖKEZLİYOR ADIMLARIM

 

 

Yok(ol)uşların direnci kurşunlanmış yürüyüşlerinde belalı başım…

 

Küçük metinler halinde coşarken şiir soluklu sevdam,

 

büyük savaşların kanlı yıkımları kaldı meydanlarda…

Sınırları mayın döşeli coğrafyamın,gittikçe daralan çemberinde örselendi,yorgun adımlarım..

 

Şimdi sazın tellerinde kendini asan acılara sahip,dilimdeki türküler…

 

“Bana kendini anlatma !… Gülüşün (s)aklayamaz yan(ıl)gınların yakıcılığını”

 

 

Gecenin ayışığı vurmuş ihanetinin yüzüne

 

ne yana yürüsem yalınayak eylem adımlarıyla,

 

Kayıp ilanı asılı duvarlar barikat kuruyor yürüyüşlerime,

 

fail-i meçhul (k)ayıpların hükümsüz kalmış dosyaları…kursağımda soğuk cesetler taşıyorum…

Oysa Senin için söylerdim;

 

Tutsaklığımın o lirik,o yokuşlar çıkan ezgisini.

 

kıskançlık çizerdim duvarlarıma yokluğunda…

 

Şimdi kanatları çekilmiş güvercinlerin uçamayışlarını bölüşüyorum taş bahçemde…

 

saçlarımda beyaza dönmüş kızıllıklar savruluyor soğuk rüzgarlarda…

 

 

“Bakma öyle yüzüme !…Savurdun işte yeditepeden aşağı düşlerimi…”

 

 

yüzüme çarpan mezar taşlarıyla uyanıyorum sabah…

 

Göğüs kafesimde çoğalıyor bir ölünün yalnızlıkları…

 

Sanık sandalyesine oturtulmuş düşlerimin öfkeli telaşında,

 

yine yangın yeri satırlarım

 

Bıçağın kemiğime dayandığı kuşatılmış gecelerimin,

 

hüzün vardiyalarında kaybettim gülüşlerimi…

 

Kalın duvarlarla ayırdım hayatımı herşeyden…

 

Artık eski bir tren yolculuğudur gözlerim,garların grisinde… yalnız…

 

Hangi sevincin boynuna sarılsam ,kısa kaldı kollarım (s)arınmalara…

 

“Namluya sürülü son hecemi de tetikliyorum boşluğa…”

 

Kaç ağlamak gömdüm ihanet kızılı şafaklara ,kimse bilmez..

 

Acıyı ilk senin gözlerinde görmedim ki !…

 

Dizlerimin üstünde savaştı hep uslanmaz direnişim..

 

Yenilgilerimi kendi zaferi sayanlarla eşdeğer mi yüreğim ?

 

Ben kontra mevsiminde voltaladım,Diyarbekir’in dar sokaklarını…

 

Takarrof mermisiyle ensesinden vurulmuş Fail_i meçhul acılar taşıyorum sol yanımda…Ölümlerden öfke biriktirdim isyanıma…

 

Bu yüzden avazım çıktığı kadar bağırıyorum tiz sesimle;

 

Ensesinden vurulmuş zaferler yıldıramaz insanca sevgimi…

 

İlla ki göğsünden vurulacak…İlla ki göğsünden…

 

“Git artık !… Gözlerin de onaramaz kırılgan öfkemi”

 

Hasan KARADENİZ

BU GECE GÖĞSÜMDEN KAN SIZIYORUM…

Filed under: Hasan Karadeniz — admin @ 00:03

BU GECE GÖĞSÜMDEN KAN SIZIYORUM…

Fitili ateşlenmiş ,tahrip gücü yüksek bir veda havasında,yüreğimin iklimi…

Tabut çivileriyle mıhlandığım bir yolda

Sesini duyuyorum gün ve gece cakışmasının…

Yıldırımlar düşüyor alın çatıma ,sabah ezanlarıyla…

Dar bir odada,gürültüyle kapanan demir kapıların ,paslı ağırlığı çöreklenmiş üstüme…

Dağladım uysal hücrelerimi,dokunmayın bana…

Küskün bir ay dokunmuş,imlası bozuk alfabeme…

Kendi devrilmişliğime ,devrik cümleler tüketiyorum…

Cinayet süsü verilmiş intiharlar tasarlıyorum zihnimde..

Git gide ağırlaşan hükümlülüğüme,ağırlaşmış müebbetler ekliyorum.

Ateşe verilmiş barikatlar kuruyorum,tımarhaneye dönüşmüş odamın kapısına.dokunmayın bana..ölümcül bu sevda

Kirpiklerimde ağırlaşan tuzlu suların gel-git leriyle uzanıyorum taş uykulara…

Sıçrayarak uyanıyorum sensizlikte…

 

“söyle hangi durağa yaslanmaktasın..”

 

Aşk’a son ayaklanışımızda bulduğumuz o şiir,kanayarak dökülüyor şimdi dudaklarımdan…

Gönlüm bomboş bir savaş alanı ,yağmaladığım kadar yağmalanıyorum..

 

Bu gece göğsümden kan sızıyorum…

Tam şuramda,sol yanımda kaldı parmak izin…Keskin bir ışıkla gölgelendirdiğim gözlerini unutmadım…Bende kaldı işvebaz bakışların…Yeni sökülmüş bir tırnak acısı kadar sinsi bir ağrının koynundayım…

Uykusuzluk nöbetlerinin azdırdığı ,uyuyamam nöbetlerinde;

İçimdeki öfkenin yıldırımlarıyla yanıyor ormanlarca yeşil ağaçlarım…

 

“söyle hangi kapının eşiğindesin”

 

Sancılı bir sevinci yeni toplamışken daha,kapkara hüzünler yerleşti içime…

oysa hesapsızca başlamıştım içimdekileri dökmeye.

Uzaktan başlamıştım çırpmaya ellerimi…

 

“söyle hangi yolculuğun başındasın”

 

Kaç kere bağırdım arkandan…yoktun…

O günden sonra bende sustum…

Şimdi ya vazgeçip düşeceğim bakışlarından,

Ya da asacağım kendimi kirpiklerinin darağacına…

 

Ahh yüreğim …

Ala bir taysın daha..boş sözlere köpürüyor harflerin…

Yeter… doğ artık yeniden…vaktidir kendine rücu etmenin…

Öksür ve kekele …ve kus içinden öfkeni…

Ah deli Yüreğim;

Ölümcül sözler bunlar…yaşatamadım hiçbirini..

Çok kirlendik..kirlidir aşk…

 

Hasan Karadeniz…

 

 

 

YÜREĞİM; ALDATILMAYI KABUL ETMENİN BİLMEM KAÇINCI SEHERİNDE…

Filed under: Hasan Karadeniz — admin 25 Mayıs 2009 @ 23:59

YÜREĞİM; ALDATILMAYI KABUL ETMENİN BİLMEM KAÇINCI SEHERİNDE…

Öfkeli hüzünler çıkıyor kilitli kapılarımın altından usulca…

Günlerdir kalbime bıçak ucu gibi dokunup kaçan

arsız kelimeler saklı adımlarımda..

Sorgu gecelerimde bağırarak uyandığımsın..

Oysa bu kapkara taşlar arasında nasılda parlıyordu gözlerin…

Sanki meydan okuyordun içimde var ettiğim onca parçalanmış geçmişime …

 

Şimdi sırtımda iyice ağırlaşan geçmişimin karanlığında,

sana dökülüyor kelimelerim..

Bir bir soyunup atıyorum üzerimden bırakıp gittiğin ne varsa…

Geri çekiliyorum..

Tek bir söz bırakmayacağım giderken..

oysa tek bir söz yeterdi değil mi sevmelere…artık ne yana yürüsem ,

hep bir adım ötemde duruyor uçurum…

 

Ben oyuncu değilim…direndikçe bittim…

Bahçeme vuran sarı ışık tutsaklığının uzayan gölgesinde,

düşlerimi kısaltıyorum,koşar adım yanılgılarımla…

Kaç çığlık eskittim,duvarları dumandan kaybolmuş “F” tipi odamda…

ve kaç ağlamak gömdüm sabrımın yastıklarına…sen hiç bilmedin..

Kibrit çöpünde hep kısayı çeken yaşamlarım oldu benim..

hep vazgeçiş noktasında durdu sevgilerim…

Takvim savaşları başlattım aşkın koynunda… sen hiç bilmedin…

 

Bir hükümle sürgün edileli beri İstanbul’dan ,

hangi gerçeğin kapısını çalsam,yalana açılıdı bahçesi…

Yalanmış..

Ne sen kız kulesi gibi durabildin karşımda,

Ne ben bakabildim boğazın mavi gözleriyle sana..

 

Ama sen sağol fazla geldiğim kalabalıklarında..

Ben gece yarılarında dolaşıyorum,üstüm başım çatışma içinde…

Gecikmiş yağmurlarda ıslağım…

Ne zaman kaçıp gitsem tutsaklığımdan ,

upuzun siren sesleri geliyor ardımdan…

Süngüler ve ağır silahlar dayanıyor göğsüme..

Notası eksik tonlamaların..Bu şarkı temposuz…

coşkusuz uykulara uyuyuyorum…

 

Yinede sen sağol fazla geldiğim kalabalıklarında..

 

Benim özlemlerime pusu kurulmuş..kuyular kazılmış derin derin…

Bağırıyorum kuyudan…

Sussam ,kelimelerin kalbinde canavar uyanır…

Konuştuklarım az geldi…şimdi bağırıyorum…

 

BEN DÖVÜŞEREK YENİLDİM…YOK VERİLECEK HESABIM…

 

 

HASAN KARADENIZ

 

DÜŞ(T)ÜM…BATTI(M),DERİNLERE…

Filed under: Hasan Karadeniz — admin @ 23:58

DÜŞ(T)ÜM…BATTI(M),DERİNLERE…

Bu gece;

kırılgan düşlerimin koynunda sabahlayacağım…

Tenimde sus(uz)luktan kurumuş,elbiseleri yırtılmış,öfke kanamalı Aşk sözcükleri kazılı…

Yine gri karanlıkların mürekkebine düştü kalemim…

Denize kıyısız durgun ırmaklar akıyor gözlerimden…

BEN BÜTÜN YARALARIMI MUTLULUĞUN İÇİNDEN GEÇERKEN ALDIM…

Soğuk rüzgarlar,yüzümün ağrısını içimin Maltalarına savururken;

Tutuk(lu) adımlarla voltalıyorum,yargısız hüküm giydiğim karanlıkları…

Ardımda kanlı cam kırıkları ve ıslak hüzünlerde büyütülmüş o kadar ayrılığım var ki,Suskunluğuma kilitlediğim…

Üstü çizilmemiş iri puntolu hafler duruyor gözümün önünde ,onarılmayı bekleyen…

ON(u)ARIYORUM…

Neresi zordu ki sevmenin;

Eğer duyulmasaydı kalbimin atışları…

Çatlarken sevimsizliğin ardamarı,acemi bir işkenceci kesiliyor hayat…

Oysa yıkılması zor değildi,yüreğime ördüğüm duvarın…

Kİ O DUVAR EN ÇOK KENDİ İÇİNDE YIKILMIŞTIR

Şimdi ;

Her okuduğumda kırık-dökük güncemi ,en çok beni vuruyor,

Büyük yıkımlardan devşirdiğim,içe zalim-dışa can cümlelerim…

Hangi sularda yüzdürsem kağıttan gemilerimi,soğuk bir rüzgara yenik düşüyor düşlemler…

“DÜŞ(T)ÜM BATTI(M) DERİNLERE”

Dipteyim…

Yunus’un karnında,Yusuf_i sancılarla,sabır tesbihleri çekiyorum…

Duaya açılıyor mücrim ellerim,

Gecenin yarısı,duvarlarında küfür yazılı odamda…

İhbar ediyorum sevda kaçakçısı duygularımı,

Durmadan (d)üşüyorum geçmişin karanlıklarında…

Usul usul dolaşıyorum düştüğüm duvarların g(e)risinde…

İzi duran yaralarımdan biriktirdiğim bir başkaldırının,hesapsızca çöreklendiği,kıştan kalma bir ayazım şimdi,üşüten…

“ZATEN BEN HİÇ BAŞEDEMEDİM Kİ,

OLUMSUZ SATIRLARIN,BOŞLUĞA DÜŞÜREN ÜNLEM İŞARETLERİYLE…”

Her parantez bir yanılışım,

Her satır başı bir umut ve her nokta bir ölüm oldu ,gecenin çıldırtan sessizliğinde…

Oysa ben seni,her gece duvara astığım acılarımdan süzüp bağrıma aldım…

Hüzün büyüğü gözlerine yaslanmanın,ne büyük bir onur olduğunu bil(e)medin…

Artık içimin ağıtlarına dokunma ey kelepçesi hükümlü rüzgar !..

Kaç ölüm düştü tutsak günceme…

Geçmişine sövülmüş bir hükmün infazında ertelendi gülüşlerim…

Şimdi her gülüşümde yüzüm kirli…

Koşarken yırtıldım işte;

DÜŞ(T)ÜM BATTI(M) DERİNLERE…

Hasan Karadeniz

TUTSAK

Filed under: Hasan Karadeniz — admin @ 23:56

TUTSAK          

 

Yokluğun soğuk bir savaş gönlümde…

Seni beklemekten vazgeçiyorum…

Uzayan tutsaklığımda,dalgalanan esaret bayrağının altında,

dökülen kanda boğuluyor gülüşlerim…

Üzerine çığ düşmüş beklentilerimin hareketsizliğinde,

umutlarımı birbirine çatıp duruyorum…

Kalemimde ölü şairlerden hırsızlama harflerle,

tekil cümleler kuruyorum acılarla uyumlu…

Saçlarımda kelepçesi hükümlü rüzgar…savruluyorum…

 

 

Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden…

Gün yüzünü dönerken geceye,

düştüğüm tepelerine yeniden tırmanıyorum ,

kendi mazoşist duygularımla…

Herkes uyurken düşlerine,

ben sevilmediğimin altını çiziyorum,

parantezi bol satır aralarında..

Çizdikçe çoğalıyor yalnızlığım…

 

 

Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden…

Senin için bir dalgınlık daha tutuyorum aklımdan…

nikotine kesmiş verem kokulu odamda;

( d )alıyorum bir fincan kahveyle sensizliği,

kırk yıl kalasın diye hatırımda…

Hüzünlü yaz( g )ılar baskı kurarken sürgün yanlarıma,

Tenimde unuttuğun yangınlarda ısınıyor sözlerimin sahte sahipleri…

 

 

Oysa sana ( k )aralamıştım tüm bildiklerimi..

Kararlı yürüyüşlerde ıslıkla çalınan marşlara eşlik etmiştim,

aldırmadan tel örgülerin yırtıcılığına…

yeni bir ülke kurar gibi anlatmıştım umutlarımı…

Şimdi kararlı adımlarıma yılgınlık dayatan sevdanın sus işaretiyim…

kimse bilmez kederden kanayan ,ağır yalnızlığımı…

Acıların ağır abisi demiştin bana…

kim hesaplayabilir ki gönül kırıklarımın hacmini…

Kıldan ince hasretimin keskinliği

ve atomdan ağır sevdamın yok edici yakıcılığında,

bir ben biliyorum gecelerin bitimsiz uzunluğunu…

 

 

Yazmakla tamamlayamıyorum kendimi…

Bana bile kendini anlatamamış ben’i anlatıyorum sana…

Olur da anlam bulurum diye yüreğinde…Anla(ya)mıyorsun…

Bu yüzden seni beklemekten vazgeçiyorum…

 

 

Sus-konuş vardiyalarında,sinsi ağrılar çörekleniyor

göğsümün sol cenahına…

Ve duman çöküyor bu yüze duman…

İçimde ayaklanan en militan duygularımı kelepçelesem;

Bu aşk terörden kurtulur mu ?

Bu büyük yıkımdan ağrısız günler çıkarmı?…

Çıkmazındayım işte !…

Bu yüzden seni beklemekten vazgeçiyorum…

 

 

Artık çek işvebaz bakışlarını gözlerimden…

Sesini sesimin üstüne koyma …

Ya öldür beni ! Ya da yaralı bırak sevni sevmeler ülkesinde…

Vazgeçmekten başka işim kalmadı benim…

 

Hasan Karadeniz

 

 

ACILARIM KONUŞUYOR YALNIZ…

Filed under: Hasan Karadeniz — admin @ 23:55

ACILARIM KONUŞUYOR YALNIZ…    

 

         Özgür dünyadan sonra saklı yaşamdayım

Duvarların ardında

 

Her gün yeni acılarla zenginleşirken yüreğim,sevdam yoksul,azıksız Azalıyoruz..

 

Birbirini tekrarlayan yaslı günlerin boğuntusunu da kimse bilmez

Acı bir kedere sevkolunmuş suretim

 

Kanser kokulu ” F ” tipi odalarda;

 

Yüzümde hayatın sıtmalı rengi ,buruşmuş sevinçlerim ,dostluğum pusularda

 

Ve yarı yüzü yok insanların

Sabırsız Korkak Kaypak

 

Burada düşündüğüm her düşe bir türkü yakıyorum

Yaktığım türkü beni yakıyor sonra

Yarin sesine yakın notayı çalmamın yok mümkünü

Suç sayıldı türkülerim&Suç sayıldı ona seslenişlerim

Üst üste yüklü suç dosyalarım Yargıtay aşamasında,toz toplarken raflarda&

 

Bir karartı çöker;umuduma,sevincime,yağmuruma

 

Yokluğunda burada yıllar verirken;

Yar, ihanetlere açmıştı pencerelerini

Yeni sesler, yeni aşklar çağırırken onu gitmeliydi,

gitti

 

Benim sicilim bozuk,yüzüm sabıkalı

Hem ben bırakmamışmıydım onu yangınlar ortasında

 

Gitmeliydi elbet, gitti

 

 

 

Belki bu yüzdendir yazamadığım gecikmiş pişmanlığım

Bir sevdanın son sözlerini yazdım şimdi

Anılarla beslenen aşkımın son direncini.

 

Bir uğultu ummanı işte akıp gittiğim Bir uğultu ,kendi rüzgarında savrulan

 

Göçebe aşıklar gibi ,şehir şehir gezerken ,mevcutlu jandarmalar eşliğinde

 

Hep şehir dışından sevdim sevdiklerimi

Bir hükümle sürgün edildim İstanbul’dan

İstanbul’da bırakıp kanatlarımı

 

her şeye rağmen, sağ elimle vurup sol omzuma, derim:

 

” Aldırma oğlum !…Bir çığlıkla tükenmez gençliğin”

 

Ben ki düşerek öğrendim uçurumların adını

 

Bir örümcek sabrıyla örerken umutlarımı,

bilirim ki bu duvarlar benim değil &

Ben de bu duvarların değilim

 

Zor günlerden,yaşamın sancılı yanlarından gelse de sesim

 

Eksilmeyen ve eğilmeyen bir dirençle,mavi özgürlük türküleri söylerim

 

Sesim uslanmaz

 

Sesim zarf içinde gider dostlara&onlar yüzümü bilmez,sesimdir bizi dost eden

 

Demem o ki :

 

Yürüyorum bu uzun yolculukta,karanlığı gün be gün tüketerek&

 

ve desteleyerek ışığı..

 

Şairimin dediği gibi;

 

” ÇÜNKÜ KISA BİR ÖYKÜDÜR HAYAT

UĞRUNA UPUZUN ACILAR ÇEKTİĞİMİZ

KISA BİR TÜRKÜDÜR,

BİR KEZ DAHA SÖYLEMEK İÇİN DELİRDİĞİMİZ”

 

Hasan Karadeniz

 

Bir Sonraki Sayfaya Geciniz >>>