Şiirnesli.Net – Şiirin doğru adresi

YÜREK ÇAĞRISI

Filed under: Adnan Yücel — admin 25 Ağustos 2008 @ 14:23

YÜREK ÇAĞRISI

 

 

 

Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere

Tatlı su göllerine akamıyorum

Yüzüm yüreğim deprem dalgası

Bu gül kıyımlarına bakamıyorum

Her sevi bir türküdür bağrımda

Her öfke bir ağıt

Ağıtlar kuşatmış dört yanımı

Kendi türkülerimi haykıramıyorum

 

Şarkılarla bezeniyor ufuklar

Yüreğim patlıyor dağ başlarında

Yüreğim

Sancımı duyar mısın yaralarında

Kuş seslerinde yas nağmeleri

Şarkılar sabır ve çile makamında

 

Mendilimde öfke çıkınımda bilinç

Uykusuz kalır mısın kitaplarıma

Dudaklarımda hüzün

Avuçlarımda sevinç

Kulak verir misin çığlıklarıma

Dağları aşarak gelmişim sana

Demir kapıları kırarak

Işık olur musun karanlıklarıma

 

İsterim ki senden

Yaylalarda otlak olasın

Ovalarda ırmak olasın

Yayılasın göğsümün kırlarına

Sarasın beni sarasın

 

Dalların sevdası düşmüş toprağa

Olgun meyvelere hasret gençliğimiz

Zamanın billur çağlayanı

Gürül gürül akarken avuçlarımızda

Bir damla yağmur adına

Yakarmış dağ başlarında yüreğimiz

Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam

Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz

Kulak verir misin çığlıklarıma

Dağları aşarak gelmişim sana

Demir kapıları kırarak

Işık olur musun karanlıklarıma

 

Adnan Yücel

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:21

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek

 

 

Aşksız Ve Paramparçaydı Yasam

Bir İnancın Yüceliğinde Buldum Seni

Bir Kavganın Güzelliğinde Sevdim.

Bitmedi Daha Sürüyor O Kavga

Ve Sürecek

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!

 

Ask Demişti Yaşamın Bütün Ustaları

Ask İle Sevmek Bir Güzelliği

Ve Dövüşebilmek O Güzellik Uğruna.

İste Yüzünde Badem Çiçekleri

Saçlarında Gülen Toprak Ve İlkbahar.

Senmişsin Seni Sevdiğim O Kavga,

Sen O Kavganın Güzelliğimsin Yoksa…

 

Bir İnancın Yüceliğinde Buldum Seni

Bir Kavganın Güzelliğinde Sevdim.

Bin Kez Budadılar Körpe Dallarımızı

Bin Kez Kırdılar.

Yine Çiçekteyiz İste Yine Meyvedeyiz

Bin Kez Korkuya Boğdular Zamanı

Bin Kez Ölümledirler

Yine Doğumdayız İste, Yine Sevinçteyiz.

Bitmedi Daha Sürüyor O Kavga

Ve Sürecek

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!

 

Geçtiğimiz O İlk Nehirlerden Beri

Suyun Ayakları Olmuştur Ayaklarımız

Ellerimiz,Taşın Ve Toprağın Elleri.

Yağmura Susamış Sabahlarda Çoğalırdık

Törenlerle Dikilirdik Burçlarınıza.

Türküler Söylerdik Hep Ayni Telden

Ayni Sesten,Ayni Yürekten

Dağlara Biz Verirdik Morluğunu,

Henüz Böyle Yağmalanmamıştı Gençliğimiz…

 

Ne Gün Batisi Ölümlerin Üzüncüne

Ne Tan Atisi Doğumların Sevincine

Ey Bir Elinde Mezarcılar Yaratan,

Bir Elinde Ebeler Koşturan Doğa

Bu Seslenişimiz Yalnızca Sana

Yaşamasına Yaşıyoruz Ya Güzelliğini

Bitmedi Daha Sürüyor O Kavga

Ve Sürecek

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!

 

Saraylar Saltanatlar Çöker

Kan Susar Bir Gün

Zulüm Biter.

Menekşelerde Açılır Üstümüzde

Leylaklarda Güler.

Bugünlerden Geriye,

Bir Yarına Gidenler Kalır

Bir De Yarınlar İçin Direnenler..

 

Şiirler Doğacak Kıvamda Yine

Duygular Yeniden Yağacak Kıvamda.

Ve Yürek,

İmgelerin En Ulaşılmaz Doruğunda.

Ey Her Şey Bitti Diyenler

Korkunun Sofrasında Yılgınlık Yiyenler.

Ne Kırlarda Direnen Çiçekler

Ne Kentlerde Devleşen Öfkeler

Henüz Elveda Demediler.

Bitmedi Daha Sürüyor O Kavga

Ve Sürecek

Yeryüzü Askın Yüzü Oluncaya Dek!

 

 Adnan Yücel

,

Unutulmuş Bir Aksam Türküsü

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:20

Unutulmuş Bir Aksam Türküsü

 

 

Yalnızlığın üstüne incecik bir beyazlık

Örtüsü örttü karlar

Simdi kar tanelerini kocaman rüzgarlarda

Esiriyor kemanlar

 

Aramasan da olur bozuldu büyü

Aramasan iyi olur kar başladı

Uzun günlere çok var

Az önce doğan gün aydınlanmadan

Kararmaya başladı.

 

Ben bu karlarda sessizce eskidim

Kemanlar arka çıkınca sessizliğime

Göz gözü görmez kemanlar

Yokluğunu adınla çalmaya başladı

 

Yalnızlığın üstüne koyu bir korkusuzluk

Örtüsü örttü camlar

Ölümümü sıcacık yünler gibi

Esiriyor kemanlar

 

 

 Adnan Yücel

 

Suskunum Sana

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:19

Suskunum Sana

 

 

Hangi şiire başlasam suskunum sana

Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun

Güneşte kavrulan bir kum tanesi

Çatlayan dudaklarım oluyor her gece

Yağmura suskun yasamaya suskun

Haykırabilsem

Belki bir nehir köpürebilir sesimde

Silinebilir kuraklığın bütün izleri

Upuzun çöller vadileşebilir içimde

 

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana

Yürek boşluğunda bir of kadar suskun

Özlüyorum seni masmavi

Koşuyorum sana bembeyaz

Ve kahroluyorum bir anda kapkara

Ah oluyorum

Of oluyorum

Ve susuyorum

Oysa haykırabilsem

Işık yumağı bir pınar olur soluğum

 

Hangi türküye uzansam suskunum sana

Ağıt ağıt, özlem özlem suskun

Tut ki vurulmuşum

Asktan ve kandan bir damla olmuşum

Bir saçlarının rüzgarına

Bir de ağzının kıyılarına konmuşum

Hangi dalga silebilir beni senden

Hangi kasırga koparabilir

Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum

Coşkuların her şahlanışında

Sana deprem deprem susmuşum

Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

 

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası

Sözlerinde baskı yasası yeter

Hangi kavgayı özlesem suskunum sana

Zafer sabahlarında gece kadar

Bayram sabahlarında yas kadar suskun

Böyle güzelliklere de

Böyle suskunluklara da lanet olsun

Al bu suskunluğumu al artik

Al ki

Bütün gürültüler kahrolsun

 

 Adnan Yücel

 

Rüzgârla Bir

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:19

Rüzgârla Bir

 

 

Hangi günün gecesidir / yazı kışta kılan bilir

Gün içinde görünmeden / günü suya salan bilir

Dağlar düze iner birden

Aşkı sonsuz kılan bilir / rüzgârla bir olan bilir

 

Göl göl olur damda biri / çentik atar günlerine

Sel sel akar diğerleri / güneş güler tenlerine

Biri bine döner birden

Yolu yakin kılan bilir / rüzgârla bir olan bilir

 

Rüzgâr çocuk sesleriyle / mavi bir düş kurar gökte

Sözde türkü dalda çiçek / olur açar her yürekte

Gözden perde iner birden

Düşü gerçek kılan bilir / rüzgârla bir olan bilir

 

 

  

 Adnan Yücel

 

Kutup Yıldızı

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:16

Kutup Yıldızı

 

 

O korku vardı hep çıkılan yolda

O korkusuzluk vardı

Suyun su olduğu günden beri akardı

Biri can verip aydınlatır

Diğeri boğar ve yakardı

Yasamın her dönüm noktasında

Bir ileri bir de geri

Atılan adımlar gibi alçalma ve yücelme

Atılan adımlar gibi

Büyüme ve küçülmeydi adi

Biri sevgi olup yapardı

Diğeri öfke olup yıkardı

O korku vardı hep çıkılan yolda

O korkusuzluk vardı

 

Geceler güvensizdi

Gökyüzünde soluklar tükenirken

Ay sevinçsizdi

Bir şey vardı sanki hep yarim kalan

Bir ani ya da bir düş gibi

Uzak Uçurumlarda sessizce sallanan

Yıllardan beri canlı tutulan ateşler

Söndürülürken yüreklerde birer birer

Kim yakacaktı

Uğrunda ölünen o büyük ateşi kim

Daha gün batmadan

Karartılan günlerin rengini

Gün doğarken

Kim haykıracaktı mor bahçelere kim

Kim ağlayacak

Kim gülecekti tüm güzellikler adına

Kim sevecek

Kim dövüşecekti

Kim takacaktı ölürken

Ölümsüzlüğü gül diye yakasına

Kisin kar açıp

Çiçek olacaktı buz sarkıtan dallarda

Yazın güneş açıp

Gelecek olacaktı ufuklarda kim

 

Bir yıldız vardır hani

Bütün yıldızlar içinde der Homeros

Ne kopmuştur hiç bir zaman

Kök saldığı kutsal yerinden

Ne de boyun eğmiştir

Ölüm kusan hiç bir karanlık önünde

Nasıl susulursa

Bin yıllık zamana karşı okyanus dilinde

Aynen öyle parlamıştır

Tüm gecelerin gökyüzünde

Aynen öyle

 

Notaların tören tören canlanıp

Dile geldiği günden beri

Hiç bir senfoni bulamadı bu sesi

Bulamadı sarayların görkemli sütunlarında

Hiç mi hiç bestelenmeden

Ve seslendirilmeden yasandı zindanlarda

Hücreler senfonisiydi adi

 

Yaylı sazlar: Demir parmaklıklar

Ve demir kilitli demir kapılar

Vurmalı sazlar: Tas duvarlar

Ve tas katılığında kör baskılar

Üflemeli sazlar: Şafakta idamlıklar

Ve direnen tutuklular

Erkekler kadınlar duvarlar ve ufuklar

Yıldızlar içindeki o yıldızın

Ölüme ve ölümsüzlüğe doğru

Akışıyla başlıyordu hep birden uçuşarak

Ardından diğer bütün notalar

Ki maviliklerde süzülen kuşlar

Kurtuluş savaşında

Kursuna ve saza vurulan türküler

Fransız ihtifalinde

Sürgüne ve giyotine gidilen marslar

Ve bir nice kızıl meydanda

Yankılanan uğultular – uğultular

Sonra güneşe gönderilen

Özgürlük renkleri peş peşe

Ve fethedilerek

Ağızdan öpülen enginler – enginler

 

Ey halkımın demir kazık dediği

Yıldızlar içindeki soylu yıldız

Varsın onlar söndü bilsinler seni

Bulutları delerek saldığın ışıklar

Ki bin renkli gelenek üzere

Balkıyıp çoğalıyor simdi

Susmayan bir hücreler senfonisinde

 

Kentlerin en yumuşak sessizliğinde

Bildiriler düşüyor artik

İnsanların yüreğine yağmur taneleriyle

Gök gürlemeyince yer gülmez

Gök gürlemeyince yer gülmez diye

 

 Adnan Yücel

 

 

İmge Dedim Adına

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:14

İmge Dedim Adına

 

 

Son çocukluk da bitmişti ömrümde

Düşlerim belki kış ölüsü belki yaz

Kırlara bahar yetmese de içimde

Yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar

Dilimde sözcüklerin çelik direnci

Sesimde ölüm rengine inat asklar

 

Mavilikler yasaklandı gökyüzünde

Özgürlüğü kus kanatlarında bekledim

Doğduğum gün adına “imge” dedim

 

Sevdim bütün insanları insan yanlarını

Sen de seveceksin

Dallarına su yürümüş ağaçlara güleceksin

Kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne

Ateşi yüreğinle körükleyeceksin

Kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı

Çiy de düşebilir anıların üstüne

En güzel ezgileri nehiragzi denizlerde

Hep kendi sesinle türküleyeceksin

Hüzün ağaçlarının sevinç açtığını

Adinin sonsuz anlamında göreceksin

 

Sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları

Soluğumu soluklarına kattım

Bir damla uğruna gökyüzünü omuzladım

Bir çocuk ölümleri ağlattı beni

Bir de türkülerde kalabalık ihanetler

Gülüp geçtim yalan iktidarlar görkemine

Ask adına sesimi sürdüm namlulara

En büyük eylemleri söz eyledim

Doğduğun gün adına “imge” dedim

 

Sen elbette sen olacaksın biliyorum

Sesinde yirmi birinci yüzyılı dinliyorum

 

 Adnan Yücel

Kırılan Bir Zincir Sevincinde

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:12

Kırılan Bir Zincir Sevincinde

 

Narın morlaştığı yerdeyiz yine

Aynı kutsal mavinin yüreğindeyiz

Sevdanın zor kaçaklığına karşı

Yeşeren bir dal

Ve kırılan bir zincir sevincindeyiz

 

Sen yine sonsuz düşlerinde suların

Her şafak vakti

Bin sabahı birden sunuyorsun

Saçının her telinde bir nehirle

O şiir dünyasını yeniden kuruyorsun

 

Tanrılar rengarenk açmış bu kez

Apollon bir papatya beyazı sanki

Zeus taze bir gelincik kızılı

Bütün tapınaklarda aynı özlem

Bütün sütunlarda aşk yazılı

Posedion yine masmavi bir öfke

Suların göğsüne tığlarla kazılı

 

Geçmiş yılların sabır çatlatan hüznü

Şimdi bir günün batışır yüzünde

Suyun ve toprağın sevgisi derdik

Dinler yaratırdık tanrısız ve mavi

Yılları ay-ayları gün ederdik

Pür köpük coşkuyla gelirdik her yıl

Boynu bükük ve çaresiz dönerdik

 

Narın morlaştığı yerdeyiz yine

Aynı kutsal mavinin yüreğindeyiz

Ne tapınaktayız şu anda

Ne agorada ne saraydayız

Her yerde birden kutlanan

Çığlık çığlığa bir zaferdeyiz

Yıllar sonra bütün baskılara inat

Yeşeren bir dal

Ve kırılan bir zincir sevincindeyiz

 

Adnan Yücel

Acıya Kurşun İşlemez

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:11

Acıya Kurşun İşlemez

 

Sabrın çalkalanıp taştığı sulardadır

Çığlıklarla parçalanmış uykularda

Buruşturulup atılmış aşklarda

Ve çalınmış mutluluklardadır

Ses ile yürek

Büyük rüzgarların o yanık şarkısı

Hala yükselir içimizden dağılır

Coşkunun doruklarında sürer yankısı

 

İlk kurban adanırken bir nehire

Korkunun ilk nişanında başlamıştır

Gözyaşının ilk damlasından kalma

yaslı baharlarla gelmiştir bugüne

Kanla yazılan yasalarla

Açlığın otağ kurduğu sabahlara

Ve sonuçsuz kalan ahlarla gelmiştir

Acıya kurşun işlemez artık

ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir

 

Yok bundan böyle ter yarası

Zincir tusaklığı ve sabır

Kırbaç yalvartması sessizliğin

Can pazarı ve kahır yok

Her şey yaşanan şu gün gibi gerçek

Adımız halk olduğu günden beri

Bir direnç olmuştur bizde sevinçler

Şimdi acının her kuraklığında

Onlar

Yüreğimizin ovalarına çiselenirler

 

Boşuna değil bu ölürcesine sevmek

Ve ölürken bile yürümek

Boşuna değil

Hep yatağı olduk tarihin ırmağının

Yenilgilerle durulmanın

Zaferlerle köpürüp kabarmanın

Ama hiç bir zaman

Anası olamadık geçmişi doğurmanın

 

Yıldızlar ve sular tanıktır

aç ve kavruk bir memeden

Direnmeyi yudum yudum emen

Bir çocuk gibi öğrendik

Ve direndik

Ordular kurduk türkü renklerinden

Bütün ağıtları bir hücumda yendik

Acıya kurşun işlemez artık

Biz yaşamayı zulümsüz sevdik

 

 

Adnan Yücel

 

Acının Rengi

Filed under: Adnan Yücel — admin @ 14:08

Acının Rengi

 

..ey acılara tat veren güzellik

Yüreğimize hoşgeldin

Geldin de

Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi

Artık ister dolu yağsın ömrümüze

İsterse kar

Biz ki bildikten sonra sevmeyi

Bütün sabahlar

Acı renginde olsa ne çıkar.

 

Adnan Yücel