Şiirnesli.Net – Şiirin doğru adresi

Her Ayrılık Bir Hüzündür…

Filed under: Denemeler — admin 04 Temmuz 2010 @ 00:39
Her Ayrılık Bir Hüzündür…
Her ayrılık bir hüzündür
Fırtınalı yürek kabarmasıdır
mazerettir bazen
eski albümlerde sararmış
fotoğraftaki anıdır

Her ayrılık
dönüşü olmayan yolculuktur
soranı, özleyeni olmayan
gemici fenerlerinde bile hayır yok
yönü bulunmaz yollar
sürükler seni git gidebilirsen
tek avuntun
hayalinde öptüğün kızlardır

Her ayrılık
bir hatırlanıştır
kendini tanımadır uzaklaşırken
gözlerin buğusunda bile
dudakta eksilmeyen gülüştür,

Her ayrılık
yanıtı alınmamış sorudur
gizi kendi içinde
aranan aşk mı? sevgi mi?
onlar nadasa bırakılmış
yüreklerde…

Her ayrılık
bazen ölümdür
acısı kendinden
geriye bir çığlık kalır
gecenin orta yerinden
Akman Gedik

Sussam yalnızlık olur konuşsam ayrılık…

Filed under: Denemeler — admin @ 00:38

Sussam yalnızlık olur konuşsam ayrılık

Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var,
Ne de benim gözlerimde şiir…

Yaz dedin, oysa kışlar yaşıyorum her mevsim,
Açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üzerine.
Üşüyorum…
Evet hala üşüyor ellerim..

Hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı,
Bin ömür, bin soluk, bin yıkılış yaşadım…
Ömrünün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım.
Sığınışlarını, susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan..

Korunaklı bir liman olamadım sana,
Ve arkama bakmadan giderken,
Haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını..
Şimdi, bin ömür geçmiş ömrümden…
Ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum.

Hani zaman ilacı olurdu her şeyin?
Hani zamana bırakmalıydık?
Atalar yine yanıldı…
Bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben,
Zaman zehrini içerken yudum yudum,
Artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzluğun..
Bitsin…

Bitmezlerin bilincinde diyorum diye
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var,
Ne de benim gözlerimde şiir…

Şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum,
Susuyorum…
Susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep..
Şehrine gidiyorum…
Yokluğun açıyor kapıları..
Yıkılan şehirlerarası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor,
Hala haklısın..
Kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin,
Herkesin gözünde seni arıyorum,
Yoksun…
Yokluğunu salıp gitmişsin,
Gidişle bırakıldığın bu kentte…

Susuşlarına bile yandığım soğuk dağlarımın eşkıyası,
Bağışlama dilemiyorum, gel demiyorum, sev demiyorum,
Haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin..
Sığındığın maviadada yaktığın ateşi görüp,
Yanaştırabilirsem gemilerimi,
Tutacağım ellerinden…

Şimdi yanıyorum, kanıyorum,
Ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim.
Geç kalınmış bir soluk mu bir günün sonunda,
Yoksa çaresizliklerimin son çırpınışları mı bilmiyorum..
Kayıp adresten yazıyorum son kez…

Sussam yalnızlık, konuşsam ayrılık,
Dönsem yıkılış, dönmesem yokoluş…

Şimdi ben susuyorum, yalnızlığa talip,
Sende “sus” bana..
“Sus” ki, bir daha ölmeyeyim…

Gülüşlerimden Öperek Uyandır Beni

Filed under: Denemeler — admin @ 00:36
Gülüşlerimden Öperek Uyandır Beni

Tanyeri ağarırken çiğ taneleri üzerinden şavkını paylaştırdığı zamanlardan sesleniyorum sana. Güneşin, karanlıkla aydınlığın üzerine tüllendiğinde “imkansız sevdamı” yolluyorum sana. Durgun suyun dibinden görünen beyaz çakıl taşların üzerine adını yazıp sana geliyorum ve bu sevda mektubunu kelebeğin kanadında sana yolluyorum.

Dolunayda çığlık atan bir gecede sevdim seni. Göremesem de gülüşlerini, seher yelinde yapraklarını güneşe açan ciceklerin yüreğinde bildim gözlerini. Sırtımı sıvası dökülmüş duvarlara yaslayıp seni anlatırım karanlıkla inatlaşan yıldızlara. Her sabah papatyanın ayak uçlarında uykuya dalmış ceylanları kaldırıp onlarla nice selamlar yollarım sana�

Sakın kederlenme sen. Kozasından hayata gülümseyen kelebeğin kirpiklerinde öğüttüm arsız acılarını. Çünkü sen, doğan güne umutla uyanmalısın. Ne olur düşünme içinde kanattığın sancılara. Yüreğin irin toplasa da ne olur ağlama. Ben sen uyanmadan gül kokulu yağmurlarla yıkarım kanayan dudaklarını. Cünkü sen, her soluğunda � baharları � solumasın.

Duası ıslak, yarınları aydınlık cocukların düşlerinde büyüttüm seni. Karakışlara sürgüledim dudaklarına acıyı süren ayazları. Kaç kez dualarıma kattım o narin yüreğini. Kaç kez iç geçirdim alnımdan dudaklarıma yuvarlanan damlaların gözyaşı değil, senin gül kokulu terin olmasını bilemiyorum�Sen uyanmadan rüzgarı giyinip üzerime, nice uçurumları aştım saçlarına iğde kokuları bırakmak için.Gelincik tarlalarının üzerinde gezinen çardak kuşlarının kirpikleriyle sildim alnının terleyen çizgilerini.

Beli kırık virgüllerle uzattım senli cümleleri. Susamış karanfillerin dudaklarına sundum ıslak kirpiklerini. Ve birazdan tüm şehir uyanacak. Kaldır üzerindeki hüznün ağır yorganını. Pencerelerini aç ve hayatı solu bir an. Ilık nefesinden bir yudumunu uzat şehrin titrek tenine. Yüreğinin sıcaklığını avuçlarından akıtıp yetim güvercinleri emzir terinle..

Perdelerini güneşe aralayıp aynalara gülümse. Karanlıklarda ezilmiş bu topal şehir senin varlığında ayağa kalksın. Ve güneş ısıtmadan karlı tepeleri, memleketimin mahzun yüklü çocuklarına sevdanın umutlarını uzat. Uzat ki ; yetim uçurtmalar karanlık göğü aşıp vuslat yağmurlarını getirsin kurak bozkırlara..

� Sana baharları getirirken
Terlemiş yüreğimi
Ilık nefesinle kurula.
Sevdanın kundağına sarıp
Düşlerinde uyut beni.
Üşüyen tenimi
Nefesinin sıcaklığıyla sar.
Avuç içlerinde uyurken
Gülüşlerimden öperek uyandır beni.

GİTMİŞLİĞİNE VE SUSMUŞLUĞUNA DAİR

Filed under: Denemeler — admin 13 Haziran 2009 @ 12:42

GİTMİŞLİĞİNE VE SUSMUŞLUĞUNA DAİR

Mağrur Bir Irmak Geçiyordu Kalbimin Coğrafyasından

Her Irmak Kadar Asi

Ve Mahcub

Günahlığından Muzdarib Her Günah Gibi

Ne Vakit Değse Gözlerin Gözlerime

İçimde Bir İnşirah

Belliki Cennetten Geliyordu

Bir Irmak İşte

Her Mevsim Yağdıkça Ben Bahar Tazeleğinde

Mutedil Bir Akışla Sana Dökülüyordu

 

 

Gittin

Günüm Gecem Uykum

Tadım Tuzum Bi Yana

Tenimin Serinliğini Alıp Gittin

Şimdi Hangi Su

Hangi Yağmur Doldurur Bu Menfur Boşluğu

Gittin Ve Anladım

Sırrı Ateşmiş Aşkın

Ayrılıksa

Bitimsiz Bir Çöl Susuzluğu

 

 

Sen Gideli Kalemime Vuruyor Efkârım

Kırık Dökük Cümleler Kuruyorum Öznesi Sen

Sol Yanımda Kederli Bir Şair Sancısı

Ceplerimde Aşka Muhalif Sloganlar

Her Satırda Gidişinden Dem Vurup

Umarsızlığına Göndermeler Yapıyorum

Biliyorum Beyhude

Birşey Söylemez Kelimelerim Biliyorum

Öyle Yabancıyımki Aynalara

Kendi Dilimden Ben Bile Anlamıyorum

 

 

Sustun

Bana Yangın Yeri Sustuğun Her Söz

Müzmin Acılar Düğümlendi Canıma

Korkuyorum

Yanacak Dokunduğum Yerler

Ateşten Libaslar Biçildi Ruhuma

Binlerce Günaha Bulaşmışken Ellerim

Cehennemin Gölgesi Düşmüşken Ardıma

Bilmem

Yakışır Mı Dilime

Serinliğim Olur Mu İbrahimî Bir Dua

 

 

Yitik Kuyuların Mahkumu Artık Sende Bulduğum Yusuf

Firari Bir Tebessüm İçimdeki Züleyha

Omuzlarımda Bunca Istırap Yükü

Her Gün Biraz Daha Eksiliyorum

Biraz Daha Küsüyorum Mutluluk Mefhumuna

Söylesene Sevdiğim

Eski Bir Fotoğraf Mı Şimdi Tüm Yaşanmışlar

Lügatlerde İzahı Bulunmazken Halimin

Hangi Şiir Hangi Şarkı Anlatsın Beni

Terkedilmiş Evler Gibi Yalnızım

Perişanım Kaybedilmiş Savaşlar Kadar