Şiirnesli.Net – Şiirin doğru adresi

DÜŞ KIRIKLARI

Filed under: Neslihan Güneş — admin 08 Temmuz 2010 @ 05:45

DÜŞ KIRIKLARI

Gecenin sukutunda konuşmadan susmayı öğreniyorum.

Bir ben ilan ediyorum, varlığımı kabullenmek istemeyen umutsuz sabahlarıma.

Sonra düşlerimden düşüyor mutluluklar.

Hissediyorum kırk yerinden kırılıyor yüreğimdeki kırıklar.

Ben bent kurdukça bentleri yıkıp ta geçiyor gözyaşlarım.

Sonra bir tebessümün ardına sığınıyorum ört pas etsin tüm hüzünlerimi diye

Oda satıyor beni bir bilinmezliğe.

Farkındayım bir boşlukta olduğumun düşüp ve düşmemek arası gidip geliyor ruhum

Ezbere okuyorum hayatımı satın aldığım kadar yaşıyorum.

Bir gölge gibiyim ne tuhaf ne tuta biliyorum nede uzaklaşa biliyorum kendimden.

Kararsız bir karanlıkta açıyorum gözlerimi.

Güldüğüm kadar ağlıyorum da ağladığım kadar gülemiyorum bu hayata.

Neslihan Güneş

66 ‘ncı SONE

Filed under: Shakespeare — admin 07 Temmuz 2010 @ 00:52

 66 ‘ncı SONE

 “Değmez bu yangın yeri değmez

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini

 Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz

 Değil mi ki ayaklar altında insanlık onuru

 Ezilmiş hor görülmüş el emeği göz nuru

 Ödlekler geçmiş başa derken mertlik bozulmuş

 Değmez bu yangın yeri avuç açmaya değmez

 Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın

 Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene

Değil mi ki kötüler, kadı olmuş Yemen’e

 Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın 

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan vazgeçtim ama

 Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.”

Shakespeare

İnsanın ortak kaderi doğum, ölüm ve o aradaki zaman, yaşam…

Filed under: Yıldız Kenter — admin @ 00:45

İnsanın ortak kaderi doğum, ölüm ve o aradaki zaman, yaşam…

Doğmak, ölmek isteğe bağlı değil…

Ölmek, belki bazen.

Bize düşen yaşamak.

Koşullar ne olursa olsun yaşamak…

Ayakta kalmak…

Hadi sıyırttın sıyırttın, hayatta kalabildin zar zor…

Uzun yaşamak, bir ayrıcalık.

İyi, güzel…

Ama ayakta kalmak, kalabilmek.

Ceza!

Müthiş bir ceza!

İlkokuldaydım, birinci sınıfta.

Hiç unutmadığım bir cezaya çarptırıldım.

Karatahtanın önünde, sırtım sınıfa, yüzüm karatahtaya dönük,

ders bitimine kadar kıpırdamadan ayakta durmak…

Utanıyorum, midem bulanıyor.

Ölmek istiyorum.

Herkesten nefret ediyorum, herkes ölsün istiyorum.

Sonra bir ara cebimdeki kabarıklığı hissediyorum:

Kabak çekirdeklerim!

Bir kuruşluk kabak çekirdeği almıştım, bir tane bile yemedim.

Mahmut’la (benden birbuçuk yaş büyük ağabeyim;

üçüncü sınıfa gidiyor) eve giderken yiyecektik.

Evimiz taa tepede, Abidin Paşa Köşkü’nün orada.

Bahardı…

Bademler açmış, tepeye giden toprak yol bomboş.

Ev yok pek.

Apartman hele hiç yok.

Göz alabildiğine tarla.

Papatyalar, gelincikler.

Hadi be sen de!..

Ne diye ölecekmişim…

Mati’cigimle güzelim dağ yolunda çekirdek yiyerek,

konuşa gülüşe eve gitmek varken!

Şimdi dönüp geriye baktığımda,

hep çekirdek misali umutlar peşinde ayakta kalabildiğimi görüyorum.

Öleceğimi bile bile bir çekirdek uğruna bu kadar çaba, çırpınma!

Değer mi?..

Bir şey yap, Met’i anımsıyorum, sevgili Aziz Nesin’i…

İçim ısınıyor yeniden.

Kalk hadi diyorum, durma koş, bir şeyler yap.

Yaşa…

Dur diyorlar bir yandan da, koşma…

Yeter dinlen artık.

Koşma…

Öl artık!

Ama çekirdeklerim bitmedi ki daha…”

Yıldız Kenter

BİR GARİP ESKİCİ

Filed under: Ahmet Telli — admin 04 Temmuz 2010 @ 00:44
BİR GARİP ESKİCİ
Acılar topluyorum kara kara
Çileli topraklarda büyümüş
Ağıtlar alıyorum yanık yanık
Vurulmuşların anne seslerinden
Özgürlük satıyorum gökmavisi teknemde
Prangalar alıyorum zincir zincir
Zifiri hücrelerde paslanmış

Hüzün topluyorum yüzlerinden
Ayrılık saati aşıklarının
Dudaklardan dökülen
Kelimeler alıyorum ayrılık anlatan
Göz yaşları satıyorum damla damla
Giden gemilerden arda kalan.

Hasret topluyorum torba torba
Artık gidilmeyen yollardan
Cefalı hatıralar alıyorum
Eski köy evlerine dökülmüş
Hüsranlar satıyorum
İhanetler alıyorum
Kuşkonmaz ağaçların dallarında biten

Sevgiler topluyorum renk renk
Yeşile bürünmüş büyülü kırlardan
Güler yüz alıyorum demet demet
Göğe uçan mavileşmiş umutlardan
Sevdalar satıyorum
Aşklar alıyorum
Uğruna kefen biçilmiş destanlardan

Kendimi topluyorum bölük pörçük
Hassas zamanlardan kırılma
Hayaller alıyorum
Rüyalar satıyorum
Gizemli masallardan kalma
Ben bir garip eskiciyim
Vaz geçtim kendimden
Zararına dağıtıyorum.

Her Ayrılık Bir Hüzündür…

Filed under: Denemeler — admin @ 00:39
Her Ayrılık Bir Hüzündür…
Her ayrılık bir hüzündür
Fırtınalı yürek kabarmasıdır
mazerettir bazen
eski albümlerde sararmış
fotoğraftaki anıdır

Her ayrılık
dönüşü olmayan yolculuktur
soranı, özleyeni olmayan
gemici fenerlerinde bile hayır yok
yönü bulunmaz yollar
sürükler seni git gidebilirsen
tek avuntun
hayalinde öptüğün kızlardır

Her ayrılık
bir hatırlanıştır
kendini tanımadır uzaklaşırken
gözlerin buğusunda bile
dudakta eksilmeyen gülüştür,

Her ayrılık
yanıtı alınmamış sorudur
gizi kendi içinde
aranan aşk mı? sevgi mi?
onlar nadasa bırakılmış
yüreklerde…

Her ayrılık
bazen ölümdür
acısı kendinden
geriye bir çığlık kalır
gecenin orta yerinden
Akman Gedik

Sussam yalnızlık olur konuşsam ayrılık…

Filed under: Denemeler — admin @ 00:38

Sussam yalnızlık olur konuşsam ayrılık

Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var,
Ne de benim gözlerimde şiir…

Yaz dedin, oysa kışlar yaşıyorum her mevsim,
Açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üzerine.
Üşüyorum…
Evet hala üşüyor ellerim..

Hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı,
Bin ömür, bin soluk, bin yıkılış yaşadım…
Ömrünün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım.
Sığınışlarını, susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan..

Korunaklı bir liman olamadım sana,
Ve arkama bakmadan giderken,
Haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını..
Şimdi, bin ömür geçmiş ömrümden…
Ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum.

Hani zaman ilacı olurdu her şeyin?
Hani zamana bırakmalıydık?
Atalar yine yanıldı…
Bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben,
Zaman zehrini içerken yudum yudum,
Artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzluğun..
Bitsin…

Bitmezlerin bilincinde diyorum diye
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var,
Ne de benim gözlerimde şiir…

Şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum,
Susuyorum…
Susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep..
Şehrine gidiyorum…
Yokluğun açıyor kapıları..
Yıkılan şehirlerarası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor,
Hala haklısın..
Kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin,
Herkesin gözünde seni arıyorum,
Yoksun…
Yokluğunu salıp gitmişsin,
Gidişle bırakıldığın bu kentte…

Susuşlarına bile yandığım soğuk dağlarımın eşkıyası,
Bağışlama dilemiyorum, gel demiyorum, sev demiyorum,
Haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin..
Sığındığın maviadada yaktığın ateşi görüp,
Yanaştırabilirsem gemilerimi,
Tutacağım ellerinden…

Şimdi yanıyorum, kanıyorum,
Ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim.
Geç kalınmış bir soluk mu bir günün sonunda,
Yoksa çaresizliklerimin son çırpınışları mı bilmiyorum..
Kayıp adresten yazıyorum son kez…

Sussam yalnızlık, konuşsam ayrılık,
Dönsem yıkılış, dönmesem yokoluş…

Şimdi ben susuyorum, yalnızlığa talip,
Sende “sus” bana..
“Sus” ki, bir daha ölmeyeyim…

Gülüşlerimden Öperek Uyandır Beni

Filed under: Denemeler — admin @ 00:36
Gülüşlerimden Öperek Uyandır Beni

Tanyeri ağarırken çiğ taneleri üzerinden şavkını paylaştırdığı zamanlardan sesleniyorum sana. Güneşin, karanlıkla aydınlığın üzerine tüllendiğinde “imkansız sevdamı” yolluyorum sana. Durgun suyun dibinden görünen beyaz çakıl taşların üzerine adını yazıp sana geliyorum ve bu sevda mektubunu kelebeğin kanadında sana yolluyorum.

Dolunayda çığlık atan bir gecede sevdim seni. Göremesem de gülüşlerini, seher yelinde yapraklarını güneşe açan ciceklerin yüreğinde bildim gözlerini. Sırtımı sıvası dökülmüş duvarlara yaslayıp seni anlatırım karanlıkla inatlaşan yıldızlara. Her sabah papatyanın ayak uçlarında uykuya dalmış ceylanları kaldırıp onlarla nice selamlar yollarım sana�

Sakın kederlenme sen. Kozasından hayata gülümseyen kelebeğin kirpiklerinde öğüttüm arsız acılarını. Çünkü sen, doğan güne umutla uyanmalısın. Ne olur düşünme içinde kanattığın sancılara. Yüreğin irin toplasa da ne olur ağlama. Ben sen uyanmadan gül kokulu yağmurlarla yıkarım kanayan dudaklarını. Cünkü sen, her soluğunda � baharları � solumasın.

Duası ıslak, yarınları aydınlık cocukların düşlerinde büyüttüm seni. Karakışlara sürgüledim dudaklarına acıyı süren ayazları. Kaç kez dualarıma kattım o narin yüreğini. Kaç kez iç geçirdim alnımdan dudaklarıma yuvarlanan damlaların gözyaşı değil, senin gül kokulu terin olmasını bilemiyorum�Sen uyanmadan rüzgarı giyinip üzerime, nice uçurumları aştım saçlarına iğde kokuları bırakmak için.Gelincik tarlalarının üzerinde gezinen çardak kuşlarının kirpikleriyle sildim alnının terleyen çizgilerini.

Beli kırık virgüllerle uzattım senli cümleleri. Susamış karanfillerin dudaklarına sundum ıslak kirpiklerini. Ve birazdan tüm şehir uyanacak. Kaldır üzerindeki hüznün ağır yorganını. Pencerelerini aç ve hayatı solu bir an. Ilık nefesinden bir yudumunu uzat şehrin titrek tenine. Yüreğinin sıcaklığını avuçlarından akıtıp yetim güvercinleri emzir terinle..

Perdelerini güneşe aralayıp aynalara gülümse. Karanlıklarda ezilmiş bu topal şehir senin varlığında ayağa kalksın. Ve güneş ısıtmadan karlı tepeleri, memleketimin mahzun yüklü çocuklarına sevdanın umutlarını uzat. Uzat ki ; yetim uçurtmalar karanlık göğü aşıp vuslat yağmurlarını getirsin kurak bozkırlara..

� Sana baharları getirirken
Terlemiş yüreğimi
Ilık nefesinle kurula.
Sevdanın kundağına sarıp
Düşlerinde uyut beni.
Üşüyen tenimi
Nefesinin sıcaklığıyla sar.
Avuç içlerinde uyurken
Gülüşlerimden öperek uyandır beni.

AĞLIYORSUN

Filed under: Neslihan Güneş — admin 14 Haziran 2010 @ 01:52

AĞLIYORSUN

Ağlıyorsun hemde bardaktan boşanırcasına

Bir bedeli yok beklemelerin sensizliği avutmak dan yana

Bir sus payı yok özlemlerinin

Hep mi suçlu olur bir sevda

Hep mi yenilgileri satın alır bir ömür

Bir gecenin gölgesinde ağlıyorsun bilinmezliğine

hemde bardaktan boşanırcasına

Sonra kaçıyorsun bir saçak altına kendini kendinden saklayarak

 Bir sokak çocuğunun gözlerinde görüyorsun senin gözlerinde olmayan umutları

Yok oluşlarını avutamayacak kadar sahipsiz kalıyorsun

Soluduğun her nefeste içine çekiyorsun bitmişliğini

Neslihan Güneş

BİR SENİ

Filed under: Neslihan Güneş — admin @ 01:38

BİR SENİ

Varlığımı adım adım tüketiyorum 

Bir sana uğurluyorum kendimi

Bir sana yaşıyorum da bin kendime tükeniyorum      

Bir sana yanıyor bir kendime üşüyorum

Bir sana gülüyorum bin kendime ağlıyorum

Kendimi sana veriyorumda

Bir seni bana alamıyorum işte ey hayat…

Neslihan Güneş

POLYANNACI

Filed under: Neslihan Güneş — admin 30 Mayıs 2010 @ 00:50

POLYANNACI

Bir hikayenin tam orta yerinde bıraktım bütün benliğimi.

Satın aldım bütün tebessümleri.

Kiralık bir ben taşıyorum gönlümde.

Benim olamayan cümlelerden bahsediyorum yaşamak dediğim hayata.

 Hiç açılmamış bir posta kutusu gibi içimde biriktiriyorum hüzünlerimi.

 Kırk kapı mimliyorum acılarımın üzerine.

Aldığım nefes hesap soruyor polyannacılığıma.

Suretimde kalıyor umutlar asılda ise bir isyan var. 

Neslihan GÜNEŞ

Bir Sonraki Sayfaya Geciniz >>>